Uluslararası festivallerde 20 ödüllü yönetmen Emir Kusturica’nın dünyada ilk ve tek “Çingenece” çektiği, Goran Bregovic’in de eşsiz müzikleriyle birer başyapıt haline getirdiği Çingeneler zamanı filmi unutulmayacak yapımlardan birisini oluşturuyor. 1988 yılında gösterime giren film, dram/ fantastik türünde yer alıyor ayrıca 1989 Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen Ödülü’ne sahip. Filmin başrollerinde ise Perhan rolüyle Davor Dujmovic, Perhan’ın ninesi Khaditza rolüyle Ljubica Adzovic, Azra rolüyle Sinolicka Trpkova, Ahmed rolüyle Bora Todorovic, Perhan’ın dayısı Merdzan rolüyle ise Husnija Hasimovic yer alıyor. 

Film, öncelikle Perhan’ın hayatıyla başlıyor. Perhan; ninesi, kız kardeşi ve dayısı ile birlikte yaşayan yeniyetme bir çingenedir. Annesini genç yaşta kaybettiği için tüm dünyası ninesi olmuştur. Ninesi için de Perhan’ın yeri bambaşkadır. Ninenin kendine ait bazı güçleri bulunmaktadır. Bu özelliklerse nineden başka bir tek torunu Perhan’da vardır. Perhan, gözleriyle bazı cisimleri hareket ettirebilmektedir. Ayrıca ninesi ile kireç yapıp satmaktadır. Bu işler dışındaysa bir de kardeşiyle ilgilenmektedir. Çünkü kız kardeşi Danira bacağından rahatsız olduğu için tam olarak yürüyememektedir. Dayısı Merdzan’ın kumarbaz, para yiyici, kadına kıza düşkün halleri ise ailenin başını sürekli olarak derde sokmaktadır. Onun dışında ailenin çingenelere özgü dünyaları, müzikleri ve hayalleri onları mutlu etmeye yetmektedir. 

Ancak Perhan için önemli olan bir kişi daha vardır, Azra.  Perhan, Azra ile evlenmek ister. Ancak Azra’nın annesi bu duruma izin vermez. Çünkü Perhan’ın ne bir evi ne de bir işi vardır. Perhan, aşkının da verdiği ateşle zengin olmak ister. Böylece bir ev alacak kardeşinin bacağını ameliyat ettirecek ve ninesi, Azra ve kardeşiyle birlikte yaşayabilecektir. İtalya’dan gelen zengin Şeyh Ahmed de Perhan’ın iş aradığı bu zamanlarda köye gelir. Ancak Şeyh Ahmed’in oğlu rahatsızlanır. Onu özel gücüyle iyileştiren nine karşılığında Şeyh Ahmed’ten torununun şehre götürülüp ameliyat ettirilmesini ister.  Böylece Danira ve kardeşini yalnız bırakmak isteyen Perhan, Şeyh Ahmed ile birlikte yola koyulur. Nine ise gözü yaşlı bir şekilde hazırladığı elma şekerleriyle torunlarını uğurlar. Perhan gitmeden evvel Azra’ya gider ve beni bekle, der. Geri geleceğim ve düğünümüzü yapacağım. 

Perhan, Ahmed ile birlikte kardeşini hastaneye bırakır. Ardından para kazanması gerektiği için Ahmed’in yanında çalışmaya başlar. Ancak Ahmed, mafyatik işlerin peşindedir. Çocukları alır satar, kadınları pazarlar, çocukları dilendirir. Perhan bu duruma yalnızca tek bir şey için katlanır: Para biriktirip sevdikleriyle birlikte yaşayabilmek için. Aylar geçtiğinde Perhan, bagajda çıktığı yolcuğa aynı arabanın arka koltuğunda döner. Ama artık dönen eski Perhan değildir. Geldiğinde Azra’yı hamile bulur ve tüm dünyası başına yıkılır. Ninesi ve Azra çocuğun kendisinden olduğunu söylese de Perhan inanmaz. Dayısının Azra’ya tecavüzünü öğrenir ve çocuğu kabullenemez. Ninesi, Perhan ile konuştuğunda neden Azra’ya inanmadığını sorar. Perhan ise “ Yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum ben”, der. Perhan’ın bu değişimi nineyi üzmektedir. Perhan yine de Azra ile evlenir. Doğacak çocuğu Ahmed’e satacak ve Azra ile yeniden çocuk yapacaktır. Ancak Azra her fırsatta çocuğun Perhan’dan olduğunu birlikte oldukları gün hamile kaldığını söylese de kendisini inandıramaz. Düğün gerçekleşir. Perhan düğünün ardından Ahmed’in kendisi için yaptırdığı eve bakmaya gider ancak ortada ne ev vardır ne de Perhan için bir birikim. Ahmed’in kendisini kandırdığını ve ona yalan söylediğini anlar. Ahmed’in yanına döndüğünde ise onun yalanlarına yeniden inanmıştır. 

Filmin hem gösterim olarak hem de müziği açısından en özel sahnelerinden birisini Azra’nın doğum sahnesi oluşturmaktadır. Doğum başlamadan önce Perhan, Azra’ya rüyasında doğumu gördüğünü ve onun beyaz bir kuş doğurduğunu söyler. Azra beyaz gelinliği ile doğuma başlar ve Perhan’ın rüyası gerçek olur.

Perhan’ın bir oğlu olmuştur. Ve Perhan tüm olanlara rağmen Ahmed’in yanında çalışmaya devam eder. Ancak Perhan, Ahmed tarafından bir kez daha kandırılmıştır. Kardeşinin Ahmed tarafından çalıştırılmak için hastaneden kaçırıldığını öğrenir. Roma’da kardeşini aramaya başlar. Aynı zamanda ortadan kaybolan Ahmed’i de.  Perhan, ninesine yazdığı mektupta şu sözleri söyler: “Artık biliyorum ki kötü adamlar insanların kafalarını karıştırabiliyorlar ve olmayan şeyleri görmelerini sağlayabiliyorlar.” Ahmed, Perhan için hem bir baba hem bir tanrıydı. Onun tarafından aldatılmak Perhan için hayalleriyle oynanması anlamını taşıyordu. 

Perhan, Roma’da Danira’yı bulduğunda onun vasıtasıyla Ahmed’e de ulaşır. Ahmed yeniden evlenip düğün yapar. Perhan düğün günü gidip Ahmed’i bulduğunda özel gücü sayesinde ondan intikamını alır. Bu sırada oğlu Perhan ve Danira’yı ise ninelerinin yanına yollamaktadır. Ancak gördüğü rüya bir kez daha gerçekleşir. Uçan beyaz kuş artık Perhan’dır. 

Perhan, ninesinin verdiği elma şekeriyle yola çıkmıştır.  Ama şimdi döndüğü o yolda yeni elma şekerleriyle oğlu Perhan yola çıkmaktadır. 

Perhan’dan geriye ise şu sözler kalır: “Hayalleri olmayan bir çingene neye yarar ki!”

Çingenelerin kendilerine has atmosferinde ve Perhan’ın yolculuğunda izlenilmesi gereken bir film. Özellikle de müzikleri sebebiyle.

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.