Gerilim ve bilimkurgu türünde 2019 yılında Netfilix’te gösterime giren The Platform senaryosuyla izleyicisini rahatsız eden ve izledikten sonra da onu rahat bırakmayan bir film. Onu bu kadar farklı kılan şeyse film boyunca gerçeklik ile simülasyon, kurgu ile metaforlar arasında bağ kurarak gerçekleri izleyicinin zihninde yorumlama imkan bırakmasıdır. 

   Filmimiz 333 katlı bir hapishanede geçiyor. Bu hapishanenin her bir katında iki kişi kalmakta ve belirli aralıklarla kişilerin kaldıkları isimler ve bulundukları katlar değişmektedir. 0. kattan itibaren üzeri en ince ayrıntısına kadar hazırlanan yiyeceklerle dolu bir platform üst kattan aşağı doğru inmeye başlar. Her katta belirli bir süre aralığında kalır ve aşağı inmeye devam eder. Üst katlardaki insanlar bu platformdaki yiyecekleri doyasıya yerken aşağı katmana indikçe yemekler azalır. Alt kattakiler için artık tek düşünce bu ‘delikte’ hayatta kalmaktır. Ve hayatta kalmak için de isyan kaçınılmazdır. Filmin görünen kısmını bu oluşturuyor. Peki, film gerçekten bu kadardan ibaret midir? 

Filmimiz şu sözlerle başlıyor. “Üç tür insan vardır: Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler.”  Düzenek öyle bir şekilde kuruludur ki o delikten atlayıp aşağı inmek mümkün ama yukarı çıkılamıyor. Bir de düşenler var tabi. Filmin başlangıcında Gareng ile birlikte öncelikle 48. delikte uyanıyoruz. Hemen karşısında ise ihtiyar Trimagasi bulunuyor. Deliğe girerken herkesin yanında bir eşya almasına izin veriliyor. Gareng yanına kitap alırken Trimagasi ise içeriye kestikçe paslanmayan bir bıçakla giriyor. Deliğe girmek her ne kadar farklı sebeplere dayansa da yine de gönüllü bir şekilde gerçekleşiyor. Fakat içeride olacaklardan kimsenin haberi yok. Yönetim dışında. 0. kattan itibaren her gün incelikle hazırlanan sofralar içerisinde şaraplar, etler, pastalar izleyicinin dahi aklını alamayacağı bir şekilde hazırlanıp üst kattan başlayarak aşağı doğru inmeye ve her kattaki insanlar tarafından yenilmeye başlıyor. Platform aşağı doğru indikçe yemekler azalıyor ve belirli bir kattan sonraysa aşağıya hiçbir yemek kalmıyor. Gareng, üstte 47 kat ve her katta iki kişiden 94 kişinin atığını yemeyi başlangıçta reddetse de fizyolojik olarak hayatta kalmak için belirli bir süre sonra yemek zorunda kalıyor. Platformun 0. kattaki mükemmel hali ve son kattaki görünen hali bize aslında şu mesajı veriyor. İnsan elinin değmeye başladığı andan itibaren tüm düzen bozulur, tüm güzellikler yok olur. Çünkü insanın iştahı öyle kuvvetlidir ki aslında paylaşmayı bilse herkese kadar yetecek olan bir yemek vardır. Ve aslında başından itibaren herkes platformdan ihtiyacı kadar alsa platform aşağı katlara ulaşacak kadar zengindir. Gareng, bu düzeni başta kabul edemez. Aşağıda kaç katın daha olduğunu öğrenmek ister. Tam sesleneceği sırada Trimagasi onu uyarır.

-Onlara seslenme

-Neden?

-Çünkü aşağıdalar.

Gareng tam yukarıdakilere sesleneceği zaman onu yeniden uyarır.

-Yukarıdakiler de cevap vermez. 

-Neden?

-Belli ki yukarıda oldukları için. 

Gareng, platform geldiğinde hiç dokunulmamış bir elma alır. Platform aşağı kata indiğinde 48. kat aniden ısınmaya başlar. Trimagasi aylardır bu delikte olduğu için deliğin düzenini bilmektedir.

-Elmadan kurtul, der. Platform sadece bizim katımızdayken yemekler bize aittir. Ondan bir şeyler saklarsan sıcaklık artar. Ya da donup ölene kadar düşer. 

Gareng ile Trimagasi’nin 48. kattaki diyalogları film boyunca mesajların kısa ama basit olarak verildiği kısımdır. Aşağı seslenemezsin çünkü yukarıdasındır. Onlardan üstün konumdasındır. Yukarıdakiler ise sana cevap vermez Çünkü aşağıdasındır.  Gareng, yukarıdakileri uyarmak ister. Yemeklerini bizimle paylaşabilirler, diye düşünür. 

Trimagasi onu yeniden uyarır: Sen komünist misin?

-Hayır der, Gareng. Akılcıyım. Bölüşmek adil olur. 

-Yukarıdakiler komünistleri sevmez.

-O zaman aşağıdan başlarız. 

Ve katlar arası diyalog bu şekilde başlar. 

Filmin ana karakterlerinden biri olan ihtiyar Trimagasi düzenin farklı boyutlarına değinerek hem düzeni anlamada izleyiciyi hem de Gareng’i uyarır. Detaylarda oldukça takılan Trimagasi “detaylar beni delirtti” diyerek aslında delikte kaldığı süreci ve dünya hayatını temsil etmektedir. Gareng ile olan diyaloğunda onu biraz daha aydınlatır. 

“Yukarıdakiler de azalıyor. Yukarıda istediğin kadar yiyebilirsin ama herhangi bir beklentin kalmıyor ve düşünecek çok şeyin oluyor. Her şey normalleşiyor.” 

Aslında yukarıda olup fazlaca şeye sahip olmanın da başka bir sınav olduğunu görüyoruz. Öncelik fizyolojik ihtiyaçlar olsa da onun da karşılandığı durumlarda yine mutsuzluk ve bir arayış ihtiyacı duyulmaktadır. Mutluluk ve yaşam için arzu yalnızca platformdan alınan yemek veya pay değildir. Hayatta kalmak için almanın yetmeyeceğini de böylece görüyoruz. 

Filmde katlar arası geçiş gazla sağlanıyor. İnsanlar gazla uyutulup farklı bir kata geçiyorlar. Bu uyanış kimileri için bir ödül kimileri için ölüme dönüşüyor. Gareng’in ikinci uyanışı 171. katta gerçekleşiyor. Ve bu katın mesajı ise şu oluyor: Açlık deliliğe yol açar. Bu delilik öyle bir hale geliyor ki aynı katta bir arada kalan insanlar yiyecek bulamadıkları için birbirini öldürüyor ve ölenlerin eti kalanlara yaşam sağlıyor. 171. Katın ardından diğer uyanışı 33. Katta gerçekleşen Gareng’in buradaki yeni arkadaşı gönüllü olarak bu platforma girdiğinde onunla mülakat yapan kadın oluyor. Kadının da aslında içeride olanları bilmemesi insanlara farklı bir mesaj sağlıyor. Yönetimle ilgili bilinen şeyler sandığımız kadar açık değil. Ve yönetime hizmet eden herkese bu gerçeklik sağlanmıyor. Film boyunca 202. katta ve 6. katta uyanan ve hayatta kalmaya çalışan Gareng bu yolculuğu farklı bir yöne çekerek bu uyanışı diğer katlardaki herkese duyurmak istiyor. Gareng, yolculuk sırasında platformun üzerinde yemeklerin arasında aşağı katlara inen bir kadın görüyor. İhtiyar Trimagasi bu kadının çocuğunu aradığını ve aşağı katlara inmesi için de bazı katlardan birini öldürdüğünü söylüyor. Ama katlarda hiçbir çocuk olmadığını 16 yaşından küçüklerin platforma giremediğini ve yönetimin bu konuda çok titiz olduğunu da öğreniyor. Kaldığı son katta baharat lakaplı siyahi bir adamla kalan Gareng, onu da ikna ederek bu düzene bir çözüm arıyor. Katlarda karşılaştıkları bir bilge onlara yukarıya mesaj göndermeleri gerektiğini söylüyor. Ve ekliyor: yönetimin vicdanı olmaz ama orada bulunan diğer kişiler için bir şansınız var. Onlara bir mesaj yollayın diyor. Gareng ve siyahi adam yemeklerin arasında platformun üzerinde deliğin en son katına gitmek ve en alt katta kalan insanlarla yemeği paylaşmak için yola koyuluyorlar. Aşağı katlara indikçe herkese payları ve ihtiyaçları kadar yemek veriyorlar. Ancak katların sayısı tahminlerinden fazla çıkıyor. Alt katlara indikçe açlığın getireceği delilikleri görüyorlar. Ve bir mucize gerçekleşiyor. Katların en sonunda platform durmuşken Gareng, bu kız çocuğunu saklanmış bir halde korku dolu gözlerle ona bakarken görüyor. Bu çocuk platformda kızını arayan kadının çocuğudur. Ve platforma bu çocuğu koyarak onu mesaj olarak yukarıya gönderiyor. 

Film son cümleler ile şöyle bitiyor:

“…serveti elinde tutan kişi elinde tuttuğu için mutlu olmaz, harcadığı için olur. İstediği gibi harcadığı için değil nasıl harcayacağını bildiği için olur.”

Film, Gareng’in platforma kızı çıkarmasıyla bitiyor. Mesajın gitmesi için alıcıya gerek olmadığı için kendisi de ihtiyar Trimagasi’nin hayaliyle aşağıda kalıyor.

Filmin mesajları açık olarak verilmemekle birlikte aslında çok kısa ve basit cümlelerle seyirci sorgulamaya itilir. Delik olarak bahsedilen hapishane aslında dünyamızdır. Platform ise zenginlik olarak sahip olduğumuz şeylerdir. Kimi için dünya, kimi için inanış, kimi için din, kimi için doğa, kimi içinse insandır. Platform elbette birçok şekilde yorumlanabilir. İzleyicinin zihninde yorumlama imkânı bırakması aslında izleyenin dünyayı yorumlamasıyla paralel bir doğru izler. Deliğin içindeki platformda her şey herkese yetecek kadar varken insanın oburluğu yüzünden aşağıdakilere pay kalmaz. Film, büyük balık küçük balığı yer timsali bir mesajla hazırlansa da aslında katlar arası geçin yapılması bazı zamanlarda bizim de küçük balık olabileceğimizi bizlere gösterir. Yukarıya verilmek istenen mesajın çocuk aracılığıyla gerçekleşmesi ise başka bir metafordur. Geleceğe iletilecek en sağlam mesajın çocuklar aracılığıyla gerçekleşeceği hatırlatılır. Köklü bir değişiklik de onlar aracılığı ile gerçekleşecektir bu düzenin devamı da. Eğer o çocuğa yemeğini paylaşabilmeyi öğretirsen mesaj vicdanlı kişilere ulaşır. Çocuk bu platformda masumiyeti ve geleceği gösteren bir semboldür. Filmin mesajı birçok yere bağlanmakla birlikte şunu açık olarak görebiliriz ki: İnsan fazlasını istediği anda doğanın, inanışların, dinlerin yetersizliğinden değil insan kendi açlığından kaybolabilir. İnsan, insan familyası altında bütünleşemediğinde ayrışma kaçınılmaz olabilir. İnsandan geriye bir yaşam bırakmak istiyorsak bulunduğumuz yerin karesine değil bütününe bakmalı ve bunun sorumluluğunu taşımalıyız. Önümüzde, elimizde, hayatımızda olan hiçbir şeyi sömürmemeli hepsinden yeteri kadar almalıyız. Zamanın yalnızca bugünden ibaret olmadığını anlamamız için katlar arası geçişe ihtiyacımız yok. Vermekle de artabiliriz. Çünkü ya paylaşacağız ya da insan eti yemeğe devam edeceğiz.

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.